Mahmut Esad Coşan Hocaefendinin Hayatı
Â
ESAD COŞAN HOCAEFENDİ`NİN HAYATINDAN KESİTLER
Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi 14.4.1938 tarihinde, Çanakkale`ye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde dünyaya geldi. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şadiye Hanım`dır.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünü 1960 yılında bitirdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı sertifikaları aldı. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid(Kotku) Efendi`nin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi.

Fakülte`den mezuniyetini müteakip girdiği imtihanı başarı ile vererek Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Klasik-Dînî Türkçe Metinler Kürsüsü asistanlığını kazandı.
Mahmud Esad Coşan hocaefendi başarılı ve verimli bir öğretim üyeliği hayatı sürdürmekte iken irşad faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla 1987 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Bundan sonra Hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Efendi`den aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için faaliyetlere başladı. Seleflerinin başlattığı hadis derslerini Türkiye`nin birçok ilinde yapmak suretiyle yaygınlaştırdı.
Yaygın ve örgün eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın alanlarında hizmet üretmeleri için dostlarını teşvik etti. Bu alanlarda birçok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı.
Sohbetlerine gösterilen ilgiden dolayı hizmet sınırlarını genişletti ve bu gaye ile dünyanın birçok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralya`ya defalarca giderek eğitim programlarına katıldı.
9 Şubat 2001`de doğup büyüdüğü vatanından yirmi bin kilometre uzakta bulunan Avustralya`da, bir cami açılışı için yaptığı bir seyahat esnasında meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybetti. İlim, fikir, gönül adamı Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan Hocaefendiden Allah ebeden razı olsun
Benzer Tarifler
: Emine ErdoÄŸan 21 Åžubat 1955 yılında Siirt'te doÄŸmuÅŸtur. Arap kökenli olan Cemal ve Hayriye GÃ...
Emine Erdoğan Hayatı
: 2008 yılında 2 kez karşılaştığı Nadal'a yenilen Federer, 8 Ağustos 1981'de İsviçre'nin B...
Roger Federer Kimdir?
: İşte Tuncay Özkanın askerlik için yaptığı kaypaklılar: Tuncay Özkan ve sağ kolu Kerimcan...
Tuncay Özkan Askerliğini Nasıl Yaptı?















Kek sevenlerin vazgeçemeyeceği bir tad. Üzüm tanelerinin kek içerisine gömüldüğü muhteşem lezzet
PROF. DR. MAHMUD ES’AD COÅžAN RH.A
(14 Nisan 1938 – 4 Åžubat 2001)
14 Nisan 1938 yılında, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde doÄŸdu. Babası Halil Necâti Efendi, annesi Şâdiye Hanım’dır. Anne ve baba tarafından soyu, Buhà ra’dan Çanakkale’ye göç etmiÅŸtir.
Küçük yaÅŸta iken ailesi İstanbul’a taşındı. 1950′de İstanbul Vezneciler İlkokulu’nu, 1956′da Vefa Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü’ne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, OrtaçaÄŸ Tarihi ile Türk-İslâm Sanatı sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu.
Aynı yıl, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde açılan asistanlık imtihanını kazanarak, Klasik-Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yaptı. 1965 yılında, XV. Yüzyıl ÅŸairlerinden olan HatiboÄŸlu Muhammed ve Eserleri konusunda doktora tezi vererek ilâhiyat doktoru ünvanını aldı. 1967-1968 yıllarında Ankara YükseliÅŸ Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda Türkçe ve Hümaniter Bilgiler derslerini verdi.
Askerlik görevine Tuzla Piyade Okulunda baÅŸladı (15 Ekim 1971). AÄŸrı Patnos’ta yedeksubay olarak tamamladı (31 Aralık 1972).
1973 yılında, Hacı Bektâş-ı Velî, Makà lât adlı doçentlik tezi ile doçent ünvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü’ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Yurtdışında çeÅŸitli üniversitelerde misafir öğretim üyeliklerinde bulundu.
1982 yılında, “İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye” isimli takdim teziyle ilâhiyat profesörü oldu. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle, 1987 yılında emekliliÄŸini isteyerek üniversiteden ayrıldı.
* * *
Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, 1960 yazında Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri’nin kızı Muhterem Hanım’la evlendi. Aynı yılın sonbaharında, Ankara İlâhiyat Fakültesi’ndeki asistanlık görevi dolayısıyla Ankara’ya taşındılar.
İlâhiyat Fakültesi’ndeki öğretim üyeliÄŸi yıllarında, Hocaefendi’nin kapısı herkese açıktı. Öğrencilerin çok sevdiÄŸi ve saygı gösterdiÄŸi bir kimseydi. Talebe gelir, kapıyı çalar, derdini anlatır, cevabını alır, müsterih bir çehre ile ayrılırdı. Olaylı ve kavgalı zamanlarda öğrencilerin arasına girer, onları akl-ı selime davet eder, kavgaları önlemeye çalışırdı.
1960′lı yıllarda fakültede resmî ders olarak Kur’an-ı Kerim dersi yoktu. Öğrenciler kendi gayretleriyle, Arapçadan, Farsçadan faydalanarak Kur’an-ı Kerim öğrenmeÄŸe çalışıyordu. Bunu gören Hocaefendi, müsait zamanlarında hasbî olarak, isteyenlere Kur’an-ı Kerim ve Osmanlıca dersleri veriyordu. Öğrencilerini bilimsel araÅŸtırmalara, master ve doktora yapmaya teÅŸvik ederdi.
Öğretim üyeleri arasında saygınlığı vardı. Sahasında söz sahibi idi. Özellikle Türk-İslâm edebiyatında, ilk müracaat edilen kimseydi.
Komşuluk ilişkileri çok mükemmeldi. Bütün yorgunluklarına ve yoğunluklarına rağmen, komşularına da vakit ayırırdı. Karşılıklı ziyaretleşmeler olurdu. Ziyaretlerde tebessümü eksik etmezdi. Ziyaret sırasında, kütüphaneden uygun bir kitap alır, orada bulunanlardan birisine bir yer açtırırdı. Sonra oradan bir miktar okuyarak sohbet ederdi.
Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri, hemen her yıl Ankara’ya gelir, evlerinde bir süre misafir kalırdı. Ankara’nın çeÅŸitli semtlerinde, çevre ilçelerde sohbetler, ziyaretler olurdu. Bazen da M. Es’ad Hocaefendi’yi de yanına alır, Anadolu’nun muhtelif ÅŸehirlerine beraber seyahat ederlerdi.
* * *
Mehmed Zâhid Kotku Efendi’nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile, İskenderpaÅŸa Camii’nde hadis derslerine baÅŸladı (1977). Hafta sonlarında İstanbul’a gidiyor, hadis dersini yapıp Ankara’ya dönüyordu.
Mehmed Zâhid Efendi’nin hastalığında, ameliyatında hep yakın hizmetinde bulundu. Son demlerinde de yanıbaşındaydı. Onun arzusu üzerine, 13 Kasım 1980 günü vefatından sonra, yazılı icazetiyle post’a oturmuÅŸtur.
Tasavvufî nisbeti; hocası Mehmed Zâhid Efendi vasıtasıyla NakÅŸibendî Tarikatı’nın, Hà lidiyye kolunun, Gümüşhâneviyye ÅŸubesidir. Ayrıca Kà diriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, ÇeÅŸtiyye tarikatlarından da irÅŸada me’zundu.
Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı. Cemaat yer bulamadığı için camiye ilâveler yapıldı, ders dinlenilecek yerler beÅŸ-altı kat geniÅŸletildi. Caminin yanındaki eski binalar alınarak camiye katıldı. Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve EskiÅŸehir’de mutad hadis dersleri baÅŸlatıldı.
Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin emri üzerine kurduÄŸu “Hakyol Vakfı”nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde ÅŸubeler açtırdı. EÄŸitim ve yardımlaÅŸma faaliyetini yaygınlaÅŸtırmak için çalışmalar yaptı. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Kültür ve Sanat Vakfı”nı, saÄŸlık hizmetleri için “SaÄŸlık Vakfı”nı kurdurdu. Hanımların eÄŸitimiyle ilgili olarak “Hanım Dernekleri”nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Ahlâk, Kültür ve Çevre Dernekleri”nin kurulmasını ve yaygınlaÅŸtırılmasını teÅŸvik etti. Bu çalışmalarla toplu-mun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını saÄŸlamaya çalıştı.
Vakıflara ait, harabe haline gelmiÅŸ birtakım ecdad yadigârı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi. Onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti. (Ahmed Kâmil Tekkesi, Selâmi Mustafa Efendi Tekkesi, Åžeyh Murad Efendi Dergâhı, Åžadiye Hatun Åžifâ Külliyesi… )
EÄŸitimin yaygınlaÅŸtırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 Eylülünde İslâm dergisi, 1985 Nisanında Kadın ve Aile ve İlim ve Sanat dergisi yayınlanmaya baÅŸladı. Daha sonra Gülçocuk dergisi çıkartıldı. SaÄŸlık ve bilimle ilgili konularda ise Panzehir dergisi yayınlandı. Vefa Yayıncılık adına yayınlanan bu dergilerle yakından ilgilendi ve makaleler yazdı.( Bu dergiler Es’ad CoÅŸan Rh.A tarafından TeÅŸvik edilerek Müslümanların parası ile açıldı. Her bir kuruÅŸu Müslümanlar ekmek pasından keserek bu dergilere ve diyer hizmet kuruluÅŸlarına desdek ediyorlardı. Es’ad Efendi zorunlu yurt dışında idi. OÄŸul Nurettin bey 1998 Haziranında yayın hayatlarını sonlandırdı.)
Bu dergiler ilgilendikleri sahalarda kamuoyuna önderlik ettiler. Yayınladıkları yazılarla, araştırma dosyalarıyla ve İslâm dünyasından haberlerle halkımızın bilgilenmesine ve bilinçlenmesine katkıda bulundular. İyimser, ümit verici, yol gösterici yazılarla pek çok hayırlı gelişmelere sebep oldular. Haklarında sempozyumlar, doktora tezleri yapıldı. Bir ara İslâm dergisinin tirajı yüzbini aştı. İslâm ve Kadın ve Aile dergileri, 1998 Haziranına kadar aksamadan yayınlarını sürdürdüler.
Kitap yayıncılığı için Sehâ NeÅŸriyat’ı kurdu; çeÅŸitli dinî, edebî, tarihî, kültürel eserler neÅŸredildi. Yayıncılığın geliÅŸtirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar baÅŸlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Dehâ).( Aynı ÅŸekilde Seha neÅŸriyat Ahsen tesisleride Müslümanların yardım ve bağışları ile meydana gelmiÅŸti buralada OÄŸul Nurettin tarafından sattılarak yok edildi. Åžimdi adını deÄŸiÅŸtirerek (Sıla) olmuÅŸtur.)
Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, millî ve mânevî deÄŸerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere, Ak-Radyo (AKRA) adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul’dan radyo yayınları yapılmakta; bu yayınlar uydu vasıtasıyla Türkiye’nin her yerinden, Orta Asya’dan ve Avrupa’dan dinlenebilmektedir.
Onun teşviki ile Ak-Televizyon adı altında Marmara Bölgesine yönelik bölgesel televizyon yayını başlatıldı (1997).
( Malesef Ak-Televizyonda aynı akibete uğradı. Esad efendi basının önemini herzaman söylerdi. Onun için Cemaat maddi ve manevi seferber olup Ak-Televizyonu kuruldu. Bazı basında pahalı ve son model Tekneloji ile donatıldığı yazılıyordu. Bu Ak- televizyonda bizimde tuzumuz vardı. Televzyona göre çok az ama bana göre önemli miktardı. Buda Oğul Nurettin sattı parası nereye gitti ne oldu akibeti mechul.
Basın-yayın alanında SaÄŸduyu isimli günlük bir gazete yayınlandı (3 Mayıs 1998 – 11 Temmuz 1999).
SaÄŸduyu gazeteside aynı kiÅŸinin hışmından kurtulamadı Es’ad Efendi hazretleri yurt dışından ne kadar çırpını kapatmayın diye ama engel olamadı kapanmasına. O tarihde hem yardım hemde üç-beÅŸ aylık peÅŸin verip abone olmuÅŸtuk.)
Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri, okullar ve dersaneler kurdurdu. (Asfa) ( Bu kurumlarda aynı şekilde müslümanların parası ile kurulmuş ama hepsi satılmış. Mesela Asfa satılmış ama satılmamış havasında alanlar devam ediyor.)
Halka güvenilir bir saÄŸlık hizmeti verilmesi için poliklinikler ve hastaneler açılmasını teÅŸvik etti. Buna baÄŸlı olarak baÅŸta İstanbul olmak üzere bir çok ilde saÄŸlık kuruluÅŸları hizmete açıldı. (Hayrunnisâ Hastanesi, Esmâ Hatun Hastanesi, Afiyet Hastanesi…) Buralada farklı deÄŸil. En çok üzüldüğüm Hayrunnisa hastanesinin hayrını kadırdılar nisa,sı kaldı.)
Yurtdışındaki müslümanlarla diyaloğu sağlamak, ziyaretleri kolaylaştırmak amacıyla İskenderpaşa Turizm (İSPA) adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti. Bu şirket vasıtasıyla hac ve umre programları, çeşitli yurt içi ve yurt dışı geziler; aile ve eğitim toplantıları düzenlendi. Ne yazıkki Esad efendi yurtdışında iken oğul Nurettin burayıda sattı.)
İlmî seviyesi yüksek hocalar yetiÅŸtirmek amacıyla İstanbul’da, Ankara’da, Konya’da ve Bursa’da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda ilâhiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.(Buralar hiç kalmadı)
Aynı şekkide FUZUL otomativi kurdudu.(Malesef bu şirketide Oğul Nurettin sattı.)
Sohbet ve vaazlarına yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeÅŸitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa’da, Kuzey Amerika’da, Afrika’da, Orta Asya’da ve Avustralya’da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eÄŸitim programlarına katıldı.
Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu. Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışmalar yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.
1997 Mayıs’ından itibaren hizmetlerini yurtdışında sürdürdü. 1998 yılında Avustralya’nın Brisbane ÅŸehrine yerleÅŸti. TebliÄŸ ve irÅŸad çalışmalarını Avustralya’nın her tarafına yaygınlaÅŸtırdı. Pek çok yerde camiler, kültür merkezleri açıldı. Brisban’daki camide, her gün sabah ve yatsı namazlarından sonra, hadis sohbeti yapıyordu.
Radyo sohbetleri yine devam etti. Cuma günleri Ak-Radyo’da yapmakta olduÄŸu hadis sohbetlerine ilâve olarak, salı günleri tefsir sohbetleri yapmaya baÅŸladı (29 Eylül 1998). Fâtiha Sûresi’nden baÅŸladı. Her sohbette birkaç ayet-i kerime okuyup, izah ediyordu. Vefat etmeden önce yaptıkları son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi 224. ayetine kadar gelmiÅŸlerdi.
4 Åžubat 2001 (10 Zilkade 1421) Pazar günü, bir cami açılışı yapmak için Grifit ÅŸehrine giderlerken, Avustralya yerel saatiyle 12′de (Türkiye saatiyle 04′te) Sydney civarında, Dubbo kasabası yakınlarında damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel’le birlikte trafik kazasıyla ÅŸehit edildi. Ani ÅŸaadetleri(ani Åžaahadet deÄŸil ÅŸehid edileceÄŸini hem zahiri hem batıni olarak biliyor ve haberini almıştı) ailesi, yakınları, sevenleri ve bütün müslümanlar tarafından derin bir üzüntüyle karşılandı.
Mübarek naaÅŸları, Sydney’de Auburn Gelibolu Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Türkiye’ye getirildi (8 Åžubat PerÅŸembe). 9 Åžubat Cuma günü, Fatih Camii’nde yüzbinlerin iÅŸtirak ettiÄŸi muhteÅŸem bir cenaze namazından sonra, tekbirlerle, salevatlarla, dualarla, gözyaÅŸlarıyla, Ebû Eyyûb el-Ensà rî Hazretleri’nin kabri civarında, Eyüp Mezarlığında topraÄŸa verildi.
Mahmud Es’ad CoÅŸan Rh.A Hazretleri dolu dolu yaÅŸadı hizmetlerin en kalitesini baÅŸrı ile yaptı yapılması gerekenin herÅŸeyi ömrü yetiÄŸinçe yaptı Kendisinin ve cemaatinin üzeride oyunlar oynandı pilanlar yapıldı Degahın hizmet kuruluÅŸları ÅŸirketleri yok edildi. Ne büyük himmetler varki bu yolda Kervan yürüyor Elhamdülillah. Bu yazıyı 2008 yılında iskenderpaÅŸa.com sitesinden arÅŸivime almıştım ama bu Esad CoÅŸan Rh.A in tanıtımı silinmiÅŸ daha deÄŸiÅŸik yazılar konmuÅŸ bugünlerde Hayırdır inÅŸallah. Bu kadar hızlı geliÅŸmeler sonuçu Fatih camiinde cenaze namazında İslam tarihinde ve tasavvuf tarihinde ilk ve ÅŸaşırtıçı bir olay yaÅŸandı Nurettin coÅŸan ÅžeyhliÄŸini ilan etti. Cenaze Namazında bende vardım o kalabaÅŸlığın içerisinde birisi Gümüşhanevi Dergahının malını bitirdi ÅŸimdi sıra cemaati dağıtmada diyordu. GeliÅŸen olaylara bakıyorum. o ses kulaklarımda çınlıyor.Åžeyhlik ilan etme veya bir Åžeyhin Postuna oturma böylemi olur açaba Bu konuda ÅŸeyh nasıl ilan edilir nasıl olmalı nasıl olur Esad CoÅŸan Rh.A Efendiye müracat edelim.
Mahmud Esad CoÅŸan (KS)
Bir takım tekke tomarları vardır. Tekede rulo halinde bulunan kağıtlar vardır..Anenevi olarak sandık içinde
ÅŸeyhten ÅŸeyhe intikal eder. Herkes orada kendi adını kimlere hilafet verdiÄŸini yazar. Böyle bir secere aÅŸağıa kadar gelir…
Mahmud Esad Coşan Hacı Betaş-ı Veli ve Makalat Seha Neşriyat 7 Ksım 1992 Ankara sohbeti Seha 184 Sohbet seri 29 s.3
Bu dergahın aciz bir talebesi olarak Rulo halindeki icazetnamelri ve kime hilafet verdiyse onu görmek isterim dahası kimde ise iyiniyetinin göstergesi olarak bunları ortaya koysun.
(MEKKELİ)
Yorum Yaz!